2 Ağustos 2008 Cumartesi

The Human Abstract


Sorumluluğun çocukken verdiği hissi hatırlamaya çalışıyorum. Kesinlikle, hayatın sıkıcı detaylarına dönüşmediği zamanlar vardı. Büyüklerin taklit edildiği, bu sayede hissedilen o olgunluk duygusunun kazandırdığı mutluluk. Ailesiyle tatile giden çocuğun bavulu taşıdığı zaman hissettiği duygu olmalı bu. Hatta, bavulun tekerlekleri varsa bavulu sürüklemek oyun gibi birşeye dönüşüyor. Bu yüzden taşıyamayacağı kadar ağır olsa da çocuk şansını deniyor. Oysaki, o bavulu taşımanın zorluğu tatile çıkmamak için bile bir neden. Bu çocuk kahvaltıda yenecek ekmek almak için bakkala gittiğinde de bu hisleri hissediyordur. Para üstüyle alınan ciklet ile çocukluğunu da yaşarsa keyfine keyif katacaktır. Elde çamaşır yıkamak bile onun için bir oyuna dönüşebilir, çünkü kırmızı kazağın renginin suya batırıldığında koyulaşması ilgisini çekecektir. Kazağı yıkamaz ki, suyun içinde döndürür dolaştırır köpükleri izler aslında.

Rüzgarın şiddetiyle düşen onlarca sandalye var. Çocuk sandalyeleri kaldırmak için annesine yardım ediyor. Rüzgar anneye boşu boşuna iş çıkartmış belli ki sessiz sedasız eğilip doğrulurken yüzü buruşuyor. Çocuk ise böyle birşey yaptığı için rüzgara kızıyor. Yatan sandalyelere görevlerini hatırlatmak için kaldırıyor. Böylece kendisini kanıtlıyor. Annesine, annesinin patronuna ya da orada oturan insanlara değil. Sadece rüzgara



Önce,
Masumiyet
Sonra,
Deneyim

Freud'u biraz uzak tutalım.

Hiç yorum yok: